Bağlantıda kalın

Aşık Olmak ile İlgili Bilmediğiniz Bilimsel Bilgiler

Aşık Olmak ile İlgili Bilmediğiniz Bilimsel Bilgiler

Kültür

Aşık Olmak ile İlgili Bilmediğiniz Bilimsel Bilgiler

Aşık olmak dünyadaki en büyüleyici, güçlü ve hayatını baştan aşağı değiştiren deneyimlerden biridir. Aşk bizim davranış biçimimizi etkiler ve aşık olduğumuzda hayatına giren birinin getirdiği güçlü duyguların etkisi sayesinde tamamen başka birine dönüşürüz.

Sevgililer gününe çok kısa bir zaman kalmışken aşkla ilgili bilinmeyen detayları öğrenmek yada bilimin aşk ile ilgili yorumunu bilmek ister miydiniz? Eğer cevabınız evet ise bu yazı tam size göre.

Fenetilamin

PEA olarak da bilinen fenetilamin, doğada bulunabilen ve beynimizde üretilen kimyasal bir bileşendir. Phenethylamine hydrochloride, yada Phenethylamine HCL, bu kimyasalın ABD ve birçok ülkede piyasada tamamlayıcı olarak satılan versiyonudur. Fenatilamin aslında sinir sistemini uyaran bir maddedir eğer aşık olanların neden bu kadar enerjik olduğunu merak ediyorsanız cevabı bu kimyasaldır.

Feromonlar ise bir organizmanın diğer organizmalara karşı bir uyarıcıya tepki olarak salgıladıkları kimyasallardır. Feromonlar, karıncaların birbiri ile nasıl iletişim kurduğunu ve bizim tek bir kelime bile söylemeden cinsel düzeyde nasıl iletişim kurduğumuzu açıklarlar. Bu iki kimyasalın kombinasyonu birine aşık olmaya başladığımızda yaşadığımız duygu selini açıklar.

Tutkuyla aşık olma hali

Bir kişiye baktığınızda bir kıvılcımın adeta bir yangına dönüştüğü bu duyguya limerence (tutkuyla aşık olma hali) deniyor. Nörotransmiterlerin beynimize akın edip onu geçirmesi sonucu gece geç saate kadar durabiliyor, hiç durmadan karşımızdaki ile konuşabiliyor ve bir başkasını günün 24 saat düşünebiliyoruz.

Limerence ile ilgili ilginç olan şey ise bunu sadece belirli kişilerin tetiklenmesi yani kompozisyon ile ilgili bir şey. Araştırmacı John Gottman, Principia Amoris adlı çalışmasında bir insanın beynimizdeki nörotransmiter akışını tetiklemesi için doğru kokuya sahip olması ve doğru hissi oluşturması gerektiğini söylüyor. Başka bir değişle herkes bu etkiyi tetikleyemiyor ve bunun gerçekleşmesi için bireyin belli koşulları sağlaması gerekiyor.

Dehidroepiandrosteron

Söylemeye hiç çalışmayın çünkü kısaltması var. Dehidroepiandrosteron, DHEA olarak da bilinir ve bir kişiye aşık olmaya başladığımızda beyine salgılanan çok güçlü bir hormonun adıdır. DHEA hem steroid hemde öncü bir hormondur ve kendi başına fazla bir şey yapamaz ancak, vücudumuza çok güçlü etkileri olan diğer hormonlara dönüştürülebilir.

DHEA cinsel isteğimizi ve performansımızı arttıran doğal bir afrodizyaktır ve sırf bu yüzden birçok yerde “arkadaşınızın sorunları” için alabilesiniz diye reçetesiz olarak tamamlayıcı adı altında satılır. Aynı zamanda aşık olduğumuzda bu hormon salgılanarak bizim hafıza, dikkat, kavrama gibi özelliklerimizi arttırıyor ve bağışıklık sistemimizi de güçlendiriyor.

Çekim

Burası kendimiz ile bir başkası arasındaki duyguların yoğunlaşmaya başladığı yer. Çekim evresi sadece bir kişiden başkasını görmemeye başladığımız zaman oluyor. “Sevdalanma aşaması” olarak da bilinen ve aşırı güçlü olan bu aşamada bazen o kişiyi o kadar çok düşünüyoruz ki ona saplantılı hale geliyoruz. Bu aşamada dopamin ve adrenalin aşırı derecede salgılanarak bize yenilmezlik hissi veriyor.

Psikologlar, çoğu kişi gibi bu aşamayı önemsiz saymazlar. Onlara göre bu aşamaya bir başkası ile bağ kurmamız ve yaşamımızı birleştirmemiz için ihtiyacımız var. Bu aşamada partnerimizi bir süreliğine mükemmel ve kusursuz olarak görüyoruz bu yüzden psikologlar “aşkın gözünün kör olduğunu” söylüyorlar. Birçok insan bu evre bittiğinde hayal kırıklığına uğruyor ancak uzmanlar bu aşamanın gerekli ve bir sonraki evreye geçiş için önemli olduğunu ve kişinin bu evrede olabildiğince yaşaması gerektiğini söylüyorlar.

İlgili İçerik  Ölüm ve Cinayet Oranı En Yüksek Olan 15 Ülke

Oksitosin

Tüm süreç içinde yer alan en ünlü hormonlardan biri olan oksitosinin beyne olan etkileri, insanlar arasındaki bağlanma ve güven ilişkisi ile alakası olduğu için araştırılıyor. Oksitosin beyinlerimizi yumuşatmaktan çok daha fazlasını yaparak kadınlara hamilelik zamanında eşlik eder ve cildi yumuşatır.

Oksitosin gerçekten diğer insanlar hakkındaki düşünme biçimimizi değiştirir, diğerlerinden daha fazla düşünmemize neden olur ve aynı zamanda sevdiklerimiz ile sevmediklerimizi nasıl yorumladığımız kısmında rol oynar. Oksitosin özellikle seks sırasında yüksek miktarda salgılanmaya başlar bu da partnerimiz arasında bir güven bağı kurmamıza yardımcı olur. Bu etki her sevişme eylemi sonrası birkaç hafta sürer ve özellikle yeni ve tomurcuklanma safhasında olan ilişkilerde güçlüdür.

Bağlanma

Bağlanma aşk döngüsünün son parçasıdır ve tamamlandığında kendimizi partnerimizle en derin seviyede bağlanmış olarak buluruz. Havada uçuşan dopamin ve adrenalinin yerini oksitosin ve vazopressin alarak bize birkaç çocuk yaparak evlenmenin zamanının geldiğini söyler.

Bir anlamda bağlanma hayatımızda daima bir sevginin ifadesi olarak karşımıza çıkar. Çocukluğumuzda aile ve arkadaşlarımıza bağlanırız. Tabi ki bu hayatımıza girip çıkan kişilerle değişmeye devam eder ve bazen romantik aşk döngümüzün tamamlanması ile doruğa ulaşır.

Östrojen

Östrojen genelde seks ve flört etme denince akla gelen ilk hormondan fazlasıdır. Bu hormon yeni bir ilişkiye başladığımızda beynimize sel gibi salgılanarak bize yardım eder. Örnek olarak iyi bir moda girmemize yardımcı olur ve çekici birini bulduğumuzda bu hormonun salgılanma oranı önemli bir derecede artar.

Östrojen kadınlarda ve erkeklerde farklı miktarlarda bulunur (kadınlarda daha fazla) ve ruh halini düzenler böylece bu hormonun, bir başkasına aşık olduğumuzda veya sadece bir kişinin görünüşüne hayran kaldığımız zamanki esas rolünü vurgular.

Vasopressin

Vasopressin, çiftlerin birbirine bağlanmasını ve kişileri, tek eşliliğe yönlendiren ilginç bir hormondur. Bu hormon erkeklerde kadınlara göre daha aktiftir. Oksitosin ile birleşince beynimizde bir sinyal tetikleyerek bizi tek bir eşe odaklanmaya yönlendirir ve bizi sadece sevgi beslediğimiz kişi ile aşk yapmaya yönlendirir.

İsveç’te yürütülen bir araştırmaya göre vazopressin reseptörleri ayarlayan RS3 334 genine bakılarak bir erkekteki bağlılık seviyesini inanılmaz isabetli bir şekilde belirlenebiliyor. Yuva kurma ile ilgili olan RS3 334 geni bir erkekte bir, iki tane veya hiç bulunmayabiliyor. Araştırmada 2 tane RS3 334 geni olan erkeklerin hiç evlenmediği ve eşlerine bağlanma sorunları yaşadığı gözlemlenirken gene hiç sahip olmayan erkeklerin evliliği tercih edip eşlerine bağlı kalmayı yada bekar olarak yaşamayı tercih ettikleri gözlemlenmiş. Genin tek kopyasına sahip olan erkekler de bu kişisinin arasında kalmış.

Yorum yap

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür kategorisinde diğer yazılarımız

Yukarı